Image Hosted by ImageShack.us

« Önceki ::

KİM KİMİ SEVER?

KİM KİMİ SEVER?
Beyaz karayı, sinek yarayı, zengin parayı,
Yemek tuzu, rakı buzu, maymun muzu,
Ördek kazı, güzel nazı, aşık sazı sever...
Kuş darıyı, çiçek arıyı, erkek karıyı,
Ana çocuğu, çoban gocuğu, yumurta sucuğu,
Ocak közü, kirpik gözü, ozan sözü sever...
Garip sılayı, yiğit halayı, tencere kalayı,
Davul zurnayı, avcı turnayı, deve hurmayı,
Alın kelini, cömert elini, cimri dilini sever...
Çöl yağmuru, çizme çamuru, oklava hamuru,
Tembel yatmayı, geveze atmayı, pazarcı satmayı,
Şişe tıpayı, şarap kupayı, eşek sopayı sever...
Ebe bebeği, kahve dibeği, çengi göbeği,
Memur masayı, ermiş asayı, hakim yasayı,
Haylaz döveni, dalkavuk öveni, hergele söveni sever...
Sarhoş dostunu, ayı postunu, yaşlı bastonu,
Hatip lafı, suçlu affı, açıkgöz safı,
Orman çamı, kedi damı, işçi zammı sever...
Mektup pulu, zampara dulu,
Allah kulu sever de..
Sen?

Yorum (1) Yorum yaz!

vazgectim senden degil.....

vazgectim birtanem.

bakma senden vazgectim gözüküyor ama asıl senden vaz gecerken ben  benden vaz gectim.artık güneş dogmayacak nasıl nefes alırımki, nasıl gülerimki...
içimdeki bu burukluk ne zaman bitecek.bu sensizlik ne zaman yok olacak.kalbimdeki kos koca boşlugu kim dolduracak.

vaz gectim senle beraber kendimdende vaz geçtim.yaşamaktan, arkadaşlarımdan ekmekten sudan......

istediğin bibi olsun........ VAZGEÇTIM.........

gectim gecmesinede neden yüregim kanıyor neden nefes almakta zorlanıyorum.neden gözlerim hep yaşlı.neden hala gece rüyamda gündüz aklımdasın.neden...

Yorum (1) Yorum yaz!

ALeV ALeV ÜŞüYoRuM

niye ben senin varlıgında alev alev üsüyorum.....

niye sen ve sevgin kalbimdeyken ben sana üşüyorum....



içimden çığlık atarak susuyorum
susuyorum
içimde o kadar özelsin ki
o kadar dokunulmazsın ki
sana susuyorum



yüreğim susmayı öğreniyor
duyduğum çığlığın yankısı
hiç bitmiyor
o hiç susmayacak
bana haykıracak, bağıracak
sadece bana yar
bana
ve bir gülümseme düşücek
yalnızlığıma
senden yana


her soğuk üşütmezmiş yar
her ateşin yakmadığı gibi
üşüyorum artık
ama
alev alev üşüyorum



ve ben susuyorum
ta ki sen konuşana kadar
susuyorum
seni çok özlüyorum
dön artık
alev alev üşüyorum





Fulya Erçakar

Yorum (yok) Yorum yaz!

HACER MENEKŞE


Kendini bildi bileli mor menekşeyi çok severdi.
Çocukluğunun geçtiği iki katlı evin bahçesinde
bahar geldiğinde mor mor açar, mis gibi kokarlardı.
Annesi mor menekşeleri hep duvar kenarına dikerdi.
Gölgeyi sever menekşeler derdi. Oysa; öğretmeni bitkilerin
güneş ışınları ile fotosentez yapığını anlatmıştı onlara.
Bitkiler güneş ışığına muhtaçtı.
Mor menekşeler ne tuhaf bitkilerdi...
"Her bitki güneşi severken, onlar neden
gölgeyi tercih ediyorlar?" diye düşündü, durdu Hande...

Küçük, ufacık aklı ile aslında menekşelerin diğer çiçeklerden
farklı olduğunu keşfetmişti, işte belki de menekşeler bu yüzden
bu kadar güzeldi. Küçücük kafası o gün herkesden farklı olursan,
bu hayatta değerli olursun yargısına varmıştı.
Daha o yıllarda farklı olmak için uğraş vermeye başladı.

İlk, kimsenin yanına oturmak istemediği, "Hacer'in yanına oturmak
istiyorum öğretmenim." diyerek başladı farklılıklarla süren hayatı.
Hacer bile şaşırmış, şaşkın şaşkın bakıyordu onun yüzüne.
Hacer, çok dağınık, biraz anlama zorlukları olan problemli bir
ailenin kızı idi. Hande ise; mühendis Kamil Beyin biricik kızı...

Öğretmen, pek oturtmak istemedi önce Hacer'in yanına Hande'yi...
Hande, ısrar ediyordu Hacer'in yanına oturmak istiyordu.
Daha sonra bir tatsızlık çıkmasın diye öğretmem Hande'nin
annesini çağırdı. Annesi eve geldiklerinde Hande'ye sordu:
"Neden yavrum Hacer'in yanına oturmak istiyorsun?"

Hande cevap verdi: "Geçen baharda menekşeler ekiyorduk
hani anne,
o gün sen bana menekşeler güneşi sevmez demiştin.
Oysa, her bitki güneşi sever. Menekşeler farklı...
Belki de bu yüzden bu kadar güzeller... Hacer'in yanına
kimse oturmak istemiyor. Ben farklı olmak istiyorum.
Belki, Hacer de güzeldir, onu fark etmek istiyorum." dedi.
Hande'nin annesinin ağzı açık kalmıştı.
İlkokul 4 .sınıf öğrencisi kızının olgunluğuna hayran kalarak
"Peki kızım, kimin yanında istersen oturabilirsin." dedi.

Pazartesi, Hande Hacer'in yanında oturmaya başladı.
Hem Hande tedirgindi, hem Hacer... Birbirleri ile hiç
konuşmuyorlardı. Diğer kızlar da soğumuştu Hande'den.
Nasıl Hacer gibi dağınık, bir şeyi iki kere anlatma ile
anlayan fakir bir kızın yanına oturmayı istemişti?

Doktor Cemal bey'in kızı Esin idi en çok alınan...
Anne babaları her hafta sonu görüşüyorlar, Hande ve Esin
birlikte oynuyorlardı her Pazar... Nasıl olur da kendi yerine Hacer'i
seçerdi? Çok gururu kırılmıştı Esin'in... Hande ile konuşmuyordu.

Bir gün, Hande ve ailesi, Esinler'le dağ köylerinden birinde
gerçekleştirilecek bir panayıra katılmak için sözleştiler..
Hande, gene Esin'in somurtacağını bildiği için gitmek istemiyordu.
İçin için de Hacer'e kızmaya başlamıştı, arkadaşları ile arasının
bozulmasına sebeb olmuştu. Neden sanki bu kadar dağınıktı,
neden her şeyi iki kerede anlıyordu, yoksa aptal mıydı?

Sonra menekşeleri hatırladı. Hemen düşüncelerinden utandı.
Hacer, farklı diye yargılamamaları gerekiyordu. Hacer'in kimsenin
bilmediği güzelliklerini keşfedecekti. Buna tüm gücü ile inandı.

Tam umduğu gibi olmuştu. Esin, somurtarak karşısında oturuyordu.
Hande ile konuşmuyordu. Hande, canını sıkkınlığından biraz
dolaşmak için annesinden izin aldı. Köy yolunda yürümeye başladı.
Hava iyice soğumuş ve ayaz iyice artmıştı. Kar atıştırmaya başlamıştı.
Hande kar'ı çok seviyordu. Yürüdü, yürüdü... Köye gelmişti.

Bir evin önünde durdu. Evin penceresindeki saksıya gözü ilişti.
Gözlerine inanamıyordu, bunlar mor menekşelerdi...
Ama kıştı ve menekşeler soğuğu hiç sevmezlerdi, eve doğru
bir adım attı, kapıda beliren gölgeyi çok sonra fark etti.
Bu Hacer idi. Hande'ye gülümsüyordu... "Hoşgeldin Hande"
dedi Hacer, biraz ürkek "Buyurmaz mısın?"

Şaşkınlıkla kapıya doğru ilerledi Hande ve içeri girdi.
Oda, sıcacıktı. Odun sobası her yeri ısıtmıştı.
"menekşeler" diyebildi sadece Hande, "bu soğukta???"
Hacer gülümsedi: "Onlar annem için, annem onları çok sever."
Sonra yatakta yatan kadını fark etti Hande.
"Annen hasta mı?" dedi. Hacer: "Evet, 2 sene önce felç oldu,
ona ben bakıyorum. Bizim kimsemiz yok. Birtek ineğimiz var,
onunla geçiniyoruz ama tüm işler bana baktığı için derslere
çalışacak pek vaktim olmuyor." dedi Hacer utanarak...
Bir de dedi: "Bizim köyden şehre araç yok, bu yolu her gün
yürüyorum o yüzden de çok yorgun okula geliyorum dersleri
anlamakta güçlük çekiyorum." Hande'nin gözleri dolmuştu...

Dışarıdan gelen ses ile kendine geldi. Annesi onu arıyordu.
Çok merak etmiş olmalıydı... Dışarıya koştu ve
annesine sarıldı, ağlıyordu... Bir müddet sonra
"Anne, bu Hacer!" diye tanıştırdı sıra arkadaşını.

Hacerler'e gidip Hacer'in yaptığı sıcak çorbadan içtiler birlikte.
Hande, annesine anlattı Hacer'in hayatını, ağlıyarak.
"Bir şeyler yapalım anne"dedi.

O hafta, annesi ve Hande, Hacerler'e gidip
annesi ve Hacer'i kendi evlerine taşıdılar... Hacer,
artık Handeler'den okula gidip geliyordu. Ne dağınıktı,
ne de aptal... Sınıfın en iyi öğrencisi olmuştu.

Seneler geçti... Hacer ve Hande
bir arkadaş değil, bir kızkardeşlerdi artık...
Mor menekşeler Handey'e Hacer'i armağan etmişti...
Hacer'e ise; hem Hande'yi, hem hayatı...

Seneler sonra ikisi de evlendi... Hacer şimdi bir doktor...
Hande'den vicdanın ne kadar önemli olduğunu öğrendi.
Hastalarına vicdanı ile birlikte şifa dağıtıyor...
Hande ise; bir öğretmen...
Çocuklara farklı olan şeyleri sevmeyi de öğretiyor...
Bir kızı var. Adı: HACER MENEKŞE...
Hayatta en çok sevdiği iki şeye birini daha ekledi Hande.

Hacer Menekşe, teyzesi Hacer'i çok seviyor ve
annesine teyzesi için her gün teşekkür ediyor...


LÜTFEN SEVGİNİZE ÖNYARGI SOKMAYIN.
DİNLEYİN VE YORUMLAYIN.

HERŞEY, SEVİNCEYE KADAR FARKLIDIR.
SEVDİKTEN SONRA İSE; SEVGİNİN DİLİ HEP AYNIDIR...

Özen Kıraç

Yorum (yok) Yorum yaz!

SINAV

David o gün çok yoğundu, seçim kampanyaları devam
ediyordu. Aceleyle çevirdiği telefonda karşısına çıkan şarkı
gibi bir sesle karşılaşınca şaşırdı. Özür dileyip kapattı.
Ama o hoş ses, aklından çıkmıyordu. Ertesi gün sabah
erkenden o numarayı aradı. Telefon çalarken,
kalbi çok hızlı çarpıyordu. Evet karşısında yine o tatlı
ses vardı. Kendisini tanıttı, konuşmaya başladılar.
Konuştukça kızdan daha da etkileniyordu.

Günler geçti. Hergün onunla konuşuyordu, onun sesini
duymadan güne başlayamıyordu. Kızgın olduğunda
sakinleştiriyor, üzgünken neşelendiriyor, monoton
günlerde yeni heyecanlar aşılıyordu.
O soğuk kış günleri bu sıcacık sesle ısınmış ve
bahar gelmişti. Bu arada seçim kampanyaları da
çetin bir şekilde devam ediyordu.

Bu arada aklından ve kalbinden çıkaramadığı
o kızla evlenmeliyim diye düşünmeye başladı.
Bu, kampanyası için de olumlu olurdu. Danışmanı
başının etini yiyordu "Evlenirsen raitingin 10 puan artar"
diye... Şu ana kadar bu konuyu pek ciddi düşünmemişti.
Neden olmasın dedi ve hızla telefonu çevirdi. Hiç nefes
almadan evlenmek istediğini söyledi, kampanyasını anlattı,
hayallerinden bahsetti, seçimden sonra Karayiplerde bir
balayından bile bahsetti. Onun çoşkusu genç kıza da
geçmişti. Ama bir anda sessizleşti ve mırıltılı bir sesle
"henüz beni görmediniz ya beğenmezseniz." dedi.
David "bu kadar güzel bir sesin ve kalbin sahibi
çirkin olamaz herhalde" dedi. Bu arada eski neşesini ve
çoşkusunu kaybetmişti. O zaman yarın buluşalım dedi.

Buluşacakları yeri konuştular. Ertesi gün David
heyecanla buluşacakları yere geldi. Biraz sonra uzaktan
yanında köpeği ile güzel bir kız geliyordu. Acaba o mu
diye düşündü. Ama parkın o kısmındaki tek kişi
olmasına rağmen ona bakmıyordu. Uzaklara çok
uzaklara bakıyordu. Sanırım o değil dedi. Kızın gözlerinde
güneş gözlükleri vardı. Kızın gözlerinin ne renk olduğunu
düşünmeden edemedi. Kız, David ile telefondaki
meleğin buluşacağı havuzun yanına kadar geldi.
O da ne? Elinde bir beyaz baston vardı.

David şaşkınlıkla ona bakakaldı. Bu o telefonlarda
konuştuğu meleğiydi. Ama o kördü. Ne yapmalıyım
diye düşündü. Kaçıp gitmeli mi? Herşeye rağmen
elini tutup konuşmalı ve onunla evlenmeli miydi?
David yutkundu ve birkaç adım atıp, kızın yanından
geçip sessizce gitti. Parkın dışına çıktığında son
birkez dönüp kıza baktı. Kız hâlâ uzaklara doğru
bakıyor, köpeğiyle konuşuyor ve David 'i bekliyordu.
David, günlerce onu bekleyen kızın hayalini
unutamadı. Sürekli doğruyu yaptığına kendini
inandırmaya çalışıyordu. Bazen eli telefona gidiyor,
"O gün işim çıktı, gelemedim." deyip, herşeye
yeniden başlamayı düşünüyordu.

Günler geçti ve seçimler sonuçlandı. David seçimleri
kaybetti. New Jersey valisi olamamıştı. Yine
avukatlığa devam etmeye başladı. Noel
hazırlıklarının devam ettiği o öğlen, sekreteri içeri
girerek, davanın 25 dk sonra olacağını hatırlattı.
Hızla hazırlandı. Çantasını alıp adliyeye gitti.
Yerine geçti oturdu. Önemli bir tecavüz davası
görülüyordu ve sanığı David savunacaktı, işi zordu.
Biraz sonra karşı taraf ve hakim de yerlerini almıştı.
David, ilk tanığa sorusunu sordu. Moralinin bozulmaması
için karşı tarafın avukatına dönüp bakmamıştı bile.
İkinci tanık ile ilgili notlarına bakarken, yüksek topuklu
bir ayakkabı sesi duydu. Karşı tarafın avukatı tanığın
yanına gidiyordu. Avukat konuşmaya başladı. Bu ses
çok sert, acımasız ama bir o kadar da tanıdık geldi.

Başını kaldırdı daha bir dikkatle baktı. O sırada
saçlarını sımsıkı topuz yapmış, menekşe gözlü,
dudakları bir çizgi gibi kapalı avukatla gözgöze geldi.
İşte o anda gözlerinde birden başka bir görüntü
canlandı. Çağlayan gibi omuzlarından aşağı sarkan sarı
saçlar, her an gülmeye hazır yürek şeklinde dudaklar,
melek gibi bir yüz ve güzel bir vücut. Bu, o parktaki
kız olabilir miydi..? Yoksa halisülasyonlar mı görmeye
başlamıştı. 2 saat sonra dava bittiğinde hiç bir şey
hatırlamıyordu. Yanından hızla geçen avukatın peşinden
koşup bahçede yakaladı. Tam ağzını açıp konuşacaktı ki,
o menekşe göze, ta gözbebeklerinin içine kadar
sımsıcak bir şekilde baktı, o çizgi halindeki dudaklar
güller gibi açarak gülümsedi ve şarkı gibi melodik bir
ses duyuldu. "Merhaba, o gün parkta sana şaka yapmak
istemiştim... Herşeye rağmen beni isteseydin, cesurca
yanıma gelip bana telefondaki meleğim demiş
olsaydın. Ya da, 1-2 saniye daha bekleyebilseydin...
Oraya sana evet demek için gelmiştim. Oysa sen,
kendi kalbini sınavdan geçirdin ve başarısız
oldun. Bu arada, sürekli aradığın ya da, parktaki
günden sonra hiç aramadığın telefon, ofisimdeki direkt
telefondu." dedi ve telefondaki melek yürüyüp gitti..

Yorum (yok) Yorum yaz!

Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us